harun kırkıl olarak etiketli yazılar

Ruhumuzdaki Dikenler

harunkirkil2RUHUMUZDAKİ  DİKENLER   Harun KIRKIL 

    Tecrübe sahibi olanlar, ateşin yaktığını kitaptan değil de bizzat ellerini yakarak öğrenen, taşın sertliğini taştan incinerek bilenler derler ki; insanlar ilk başta alışkanlıklarını bizzat kendileri kazanır. Daha sonra da alışkanlıklarının esiri olurlar.

    Kitap okumaya alıştıysanız, herhangi bir vesileyle okuyamadığınız gün, kendinizi kötü hissedersiniz. Müzik dinleme, gezip dolaşma, spor yapma …vs. hep böyledir. Hava kadar, su kadar alıştığınız güzel insanlar da vardır. Bir müddet göremeseniz, hayatın tadından bir şeylerin eksildiğini hissedersiniz.

    Keşke her alışkanlık böyle olsa… 

    Nasıl olduğunu bir türlü kestiremeden insanın alışıverdiği ve sonra da bir daha terk edemediği menfî alışkanlıklar da vardır. Adına ister sigara, ister kumar ve alkol, isterse kızlı-erkekli arkadaş gurupları deyiniz, biz alıştıktan sonra bunlar da hayatımızın ayrılmaz birer parçaları oluverir.

    İster menfî, ister müspet bir takım şeyleri alışkanlık hâline getirince, kim ne derse desin “benim hayatımdan kime ne?” umursamazlığıyla yaşar gideriz. Bilmeyiz ki bunlar en büyük zararı, hiç de umursamadığımız o başkalarından çok, yine bize vermektedir. More >

Sultan Fatih’ten Uzun Hasan’a: Ananı da Al Git

harunkirkil2Ömrü at sırtında, fetihten fethe koşmakla geçen devletlü ve dahi saadetlü Hünkârımız Fatih Hazretleri, nice kaleler ve devletler fethetmekle, kendisinde meknuz bulunan büyük cihat aşk ve iştiyakını teskin ve tatmin edemeyince, “Devlet-i Âliye-i Ebed Müddet Çalışıyor…” sloganı ve de îlâ-yı kelimetullah azmiyle Trabzon Rum İmparatorluğu’nun üzerine sefer eylemiştir.

Gölgesi kendisinden uzun olması münasebetiyle “Uzun Hasan” namıyla cihana şöhret salan Akkoyunlu devleti hükümdarı Uzun Hasan bu yeni fetih seferinden haberdar olunca, mâni olmak için hemen çalışmalara başladı. Çünkü Uzun Hasan ile Trabzon Rum imparatorluğu arasında akrabâlık bağı bulunmaktaydı. Bu yüzden de Trabzon’un Osmanlıların eline geçmesini ve bu rakip devletin daha da güçlenmesini istemiyordu.

Bu savaşa belki mâni olabilirim düşüncesiyle hemen anasını elçi gönderip Sultan Fatih’i vazgeçirmesi için ricâlarda bulunmasını tenbihledi.

Eeee! Dünyanın hâli gariptir. Kimisi yol açmaya çalışırken kimisi de yolunca giden arabanın tekerine taş koymak sevdasındadır. Uzun Hasan’ın anası da taşlı kayalı bir yolda sultanın karşısına çıkıp mâiyyetine dâhil oldu.

More >

Amerikan Evliyalarından Hollywood Menkıbeleri

harunkirkil2Zaman zaman karşılaşmışımdır.. Bazı insanlar akılcılık adına evliya menkıbelerine kafayı takar veya tarihimizde yaşanmış destansı kahramanlıkları abartılı bularak güya akılla örtüşmediği için karşı çıkar… Ne gibi mi? Mesela, Mısır seferinde Yavuz Sultan Selim Sina çölünü geçerken ona Peygamber Efendimiz’in rehberlik etmesi gibi… Somuncu Baba’nın Bursa Ulu Camii’nin üç kapısında da aynı anda ekmek dağıtması gibi. Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri’nin Kıbrıs çıkarmasında bir Türk askerine yardım etmesi de olabilir. Bunların hepsini, dudak büken, burun kıvıran insanlar vardır…

Menkıbe anlatan kişi diş geçiremeyeceği birisi ise bu kişi ve kuruluşlar pasif tavır alır umumiyetle. Hele karşısındaki kişi kendinden zayıf olmaya görsün! Ne itirazlar ne itirazlar… Adam yerine koyar biraz dinlerseniz, kendi aklî kıstaslarının da pek akıllıca olmadığını, belki kuşlara has bir aklın mahsulü olduğunu görürsünüz. (“kuş beyinlilik” tabirini nezaketen kullanamıyoruz.)

Evliya menkıbelerine karşı çıkan bazıları hızını alamayıp Peygamber mucizelerine kadar vardırırlar işin ucunu… İsterseniz buna dair bir örnekten yola çıkarak meseleyi netleştirelim.

Dini mevzularla alay eden, işlenen dersi kaale almayan üç öğrenci vardır sınıfta. Derste konu Topkapı Sarayı’ndaki kutsal emanetlere gelir. Üçlüden biri parmak kaldırıp sorar: “Hocam Hazret-i Muhammed’in ayak izi var ya orada. Gerçek mi o?”

More >

Ben Aptal Mıyım?

harunkirkil2Nil Karaibrahimgil’den:
İşime gelmeyince hep
Hayatın kendisi sebep
Sen onca fırsat tep
Ben aptal mıyım?
İsterseniz sizlere modern bir menkıbe anlatarak başlayalım bu yazımıza;
Allah’ın velî kullarından biri radyoda program yapıp halkı irşat ediyormuş. Hayatı devamlı bir surette ibadet ve taatle geçirmekten bahisle, son nefeste iman ile ahirete göçmenin ehemmiyetini anlatıyormuş. O sırada dinleyicilerden biri telefonla programa bağlanıp:
“Şimdiden neden uğraşayım boşu boşuna baba yaa!” demiş.
“Mâdem ki, her şey son nefese bakar, diyorsun… Son nefeste bir tevbe ederim! Ohh… Tabiri caizse, günahların kaydedildiği harddiske “format” çekerim.”
Program yapımcısı ârif zât demiş ki:
“Bizi nereden arıyorsunuz? Mesleğiniz nedir?”
“Modacıyım, Nişantaşı’nda!” diye cevap vermiş adam.
“Peki son nefesini verirken, size kaliteli, nefis bir kumaş getirsem! Bana şık bir takım elbise çıkarabilir misiniz acaba?”
“Hacı sen benimle kafa mı buluyorsun? Ölürken o dediğini nasıl yaparım ayol!” demiş adam ve alaylı alaylı gülmüş.
More >

Tarihten Ders Almayanın Sonu

harunkirkil2Varna Meydan Muharebesi’nden sonra Sultan II. Murat, savaş alanını gezerken düşman Haçlı askerlerinin ölülerine ibretle baktı. Ölen askerlerin çoğunun genç olduğunu gördü.
Yanında kendisine refâkat eden yılların tecrübeli kumandanlarından Azap Bey’e dönerek şöyle dedi: “Azap! Bu kadar ölünün arasında hiç ihtiyar yok! Bu ne acep bir iştir ki, aralarında saçı sakalı aklaşmış bir insan göremiyorum.”
Azap Bey, padişahın söylemek istediği ince nükteyi kavrayarak şu güzel cevabı verdi:
“Evet padişahım! İçlerinde hiç aksakallı yok! Zâten olsaydı, böyle bir savaşa cür’et ederler de başlarına hiç bu felâket gelir miydi? Sultanım! Belli ki onların yaşlıları, merhum dedeniz Sultan Bayezid Han’dan aldıkları dersin tecrübesiyle bizimle tekrar savaşa tutuşmaya cesaret edemeyip harbe katılmamışlar!”