Sultan Fatih’ten Uzun Hasan’a: Ananı da Al Git
Ömrü at sırtında, fetihten fethe koşmakla geçen devletlü ve dahi saadetlü Hünkârımız Fatih Hazretleri, nice kaleler ve devletler fethetmekle, kendisinde meknuz bulunan büyük cihat aşk ve iştiyakını teskin ve tatmin edemeyince, “Devlet-i Âliye-i Ebed Müddet Çalışıyor…” sloganı ve de îlâ-yı kelimetullah azmiyle Trabzon Rum İmparatorluğu’nun üzerine sefer eylemiştir.
Gölgesi kendisinden uzun olması münasebetiyle “Uzun Hasan” namıyla cihana şöhret salan Akkoyunlu devleti hükümdarı Uzun Hasan bu yeni fetih seferinden haberdar olunca, mâni olmak için hemen çalışmalara başladı. Çünkü Uzun Hasan ile Trabzon Rum imparatorluğu arasında akrabâlık bağı bulunmaktaydı. Bu yüzden de Trabzon’un Osmanlıların eline geçmesini ve bu rakip devletin daha da güçlenmesini istemiyordu.
Bu savaşa belki mâni olabilirim düşüncesiyle hemen anasını elçi gönderip Sultan Fatih’i vazgeçirmesi için ricâlarda bulunmasını tenbihledi.
Eeee! Dünyanın hâli gariptir. Kimisi yol açmaya çalışırken kimisi de yolunca giden arabanın tekerine taş koymak sevdasındadır. Uzun Hasan’ın anası da taşlı kayalı bir yolda sultanın karşısına çıkıp mâiyyetine dâhil oldu.
Sıra dışı fetihlere alışan, haddi zatında gemilerini karada yüzdüren muzaffer komutan Sultan Fatih, Trabzon şehrine de normal güzergâhtan yaklaşmayı düşünmüyordu. Şehri arkadan kuşatmak için dağlık ve ormanlık bir arâzîden şehre varmaya karar verdi.
Sık ağaçlarla kaplı zümrüt gibi Karadeniz ormanlarında Osmanlı ordusu ilerlerken yolun müsâit olmadığı sarp bir yerde Sultan Fatih’in atı kaydı. Bir kayaya tutunup düşmemek için uğraşırken sultanın elleri kanadı.
Bu durumu gören Uzun Hasan’ın anası Sârâ Hatun, “Aha da beklediğim fırsatı yakaladım!” diyerek, sultanın huzurunda el bağlayıp dedi ki:
–Oğul! Han oğlu hansın! Bir yüce hükümdarsın! Trabzon gibi küçük bir kale için bunca meşakkate katlanman revâ mıdır? Gel bu seferden vaz geç, uğraşma boşuna! “Ana gibi yâr olmaz İstanbul gibi diyâr / Güleni şöyle dursun ağlayanı bahtiyâr” diyen şair boşuna mı demiş. Gidelim servi revânım yürü Der-i Saadete…
Fâtih, ellerindeki sıyrıklardan sızan kanları koynundan çıkardığı iğne oyalı bir mendile silerken Uzun Hasan’ın saçı aklından uzun anasına şöyle dedi:
“–Ey ihtiyar ana! Bilmez misin ki, bu elimizde tuttuğumuz dîn-i İslâm’ın kılıcıdır. Sen zanneyleme ki, çektiğimiz bunca zahmetler, kuru bir toprak parçası içindir. Bilesin ki, bütün gayretlerimiz Allâh’ın dînine hizmettir. İnsanları hidâyete kavuşturmaktır. Yarın Allâh’ın huzûruna vardıkda, yüzümüz kara olmasın diyedir. Elimizde İslâm’ı teblîğ ve ta’zîz imkânları varken, birtakım zahmetlere katlanmayıp ten rahatlığını tercîh edersek, bize gâzî denilmesi revâ olur mu? Ehl-i küfre İslâm’ı götürmezsek, onların azgınlıklarına mânî olmazsak, huzûr-i ilâhîye hangi yüzle çıkarız?!.”
Gayrı resmî tarih kaynaklarının beyan buyurduğu üzere daha sonra lalasına dönen Sultan Fatih Hazretleri demiş ki:
“Söyleyin şu fesadı hayrından uzun Hasan’a, Anasını da Alsın Gitsin!”
Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /home/mihenk/public_html/wp-content/plugins/all-in-one-seo-pack/aioseop.class.php:221) in /home/mihenk/public_html/wp-content/plugins/sayfa_sayac/sayfa_sayac.php on line 451


