Haber Oku & Video İzle
DERBY İFTAR
Ramazanın birbirinden güzel günlerinden birinde, Ahmet iftara arkadaşlarını çağırmaya karar verir. Teravih namazı öncesinde yapılan cami sohbetinde imam efendi demiştir ki: “Dinimizde sevap kazanamamanın hiçbir mazereti yoktur. Kulaklarınızı dört açıp iyi dinleyin aziz müminler! Sevgili Peygamberimiz ne buyurmuş: “Kim bir oruçluyu iftar ettirirse, oruçlu kadar sevap kazanır. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmez.”
Ahmet bu hadisi duyunca hemen o dakika kararını verir: “Yarından tezi yok okul arkadaşlarımı iftara davet edeceğim.” Teravih dönüşü evdekilerden de izin alıp hemen millete cepten davetiyeleri yollar: “Mllt yrn akşm bze iftara dvtlisnz maç mazrt dğl bzm evde plazma tv var teravihdn snra brlkte syredrz o.k.mi”
Annesi Gülnihal Teyze’nin efsane yemeklerini pekiyi bilen Ahmet’in arkadaşları, işin içinde bir de plazma Tv’de derby maç seyretmek olunca asla hayır diyemediler. O akşam bütün takım eksiksiz Ahmetlerdeydi. İyice acıkan çocuklar bütün gün akşama kadar Gülnihal Teyze’nin onlara donatacağı sofranın hayaliyle avundular durdular. Fakat sofrada büyük bir hayal kırıklığı onları karşıladı: Çünkü karşılarındaki iftar sofrası, abartılı bir şekilde hazırlanmış kahvaltı sofrasından başka bir şey değildi.
Çeşit çeşit reçel, sucuklu ve pastırmalı yumurta, birkaç çeşit peynir, yeşil ve siyah zeytin, turşu çeşitleri, birkaç çeşit hurma, poğaçalar, tereyağı, bal, kaymak, gözlemeler… Bunlar da nefisti ama onlar daha başka yemeklerin de olacağını hayal etmişlerdi. Neyse ki biraz sonra gelen evin annesi gerekli açıklamayı yaptı:
“Çocuklar bu kahvaltılıklar oruçlarınızı açmanız için, sakın bunları yemeye kaptırmayın kendinizi… Esas yemekler bundan sonra gelecek.”
Enes hayretle sordu: “Anaaa! Bunlar sadece oruç açmak için miii?”
Ahmet araya girdi: “Sizlere bu akşam Osmanlı usûlü iftar sofrası hazırlattım arkadaşlar. Eskiden iftar menüsünde önce kahvaltılıklar olurmuş. Bir gün boyunca midemiz yemekten uzak kaldığı için önce hafif yiyeceklerle başlanırmış yemeğe!”
- Çok yaşa Sultan 123. Ahmet, dedi Enes! Fatih ayağa kalktı ve:
- Padişahımızın annesi olan Gülnihâl Valide Sultanı da unutmayalım değil mi arkadaşlar? diyerek Ahmet’in annesinin huzurunda eğilerek onu selamladı.
Ezan okununca Selim’in yaptığı iftar duasıyla yemek için start verildi. Bir yarıştır aldı sofradakileri. Öyle ki Gülnihal Hanım gelip yetişmese çocuklar az kaldı sofradakileri silip süpürecek, karınlarını doyuracaklardı.
Diğer yemeklere sıra geldiğinde, dudaklardan birer birer: “Hiii!” “Anaaa!” “Uuff!” “Aman da amaann!” mırıltıları dökülmeye başladı. Çorba nefisti, kaşarlı mantarı ve hindi dolmasını çocuklar ilk defa bu akşam yiyorlardı. Özbek Pilavı diye bir şeyi ilk defa duyuyor ve tadına doyamıyorlardı. Sıra zeytinyağlı dolmalara gelince Ali ağlamaklı bir sesle dedi ki:
- Ben doydum arkadaşlar, ühüü! Ahmet ne olur bize izin ver de sahura da kalalım. N’oluuurr! Çocukların hepsi kıkır kıkır gülüşmeye başladılar. Bu samimi yalvarış en çok da Gülnihal Hanım’ın hoşuna gitmişti: “Aaa! Hiç olur mu yavrum öyle şey? Bu yemekler bitmeden değil sahurda, yarın ki iftarda da bırakmam sizi! Daha bir bu kadar da tatlı var!”
Ali, Enes, Fatih ve Selim hep bir ağızdan “Yaşasııın!” diye bağırdılar.
Yemekten sonra kafadarlar akşam namazını kıldılar. Serdar amcaları imam oldu, müezzinliği de Selim’in üzerine yıktılar. Evin babası baktı ki çocukların akılları fikirleri akşam oynanacak olan derby maçta, çocukları etrafına toplayıp kısa bir sohbet yaptı:
- Bir stat düşünün şimdi, dedi.
- Şükrü Saraçoğlu, diye atıldı hemen Fatih.
- Şimdi Şükrü Saraçoğlu’nun etrafında mahşeri bir kalabalık, binlerce taraftar kapılar önünde kuyruklar oluşturmuş. Herkesin tribünü ve giriş kapısı ayrı ayrı, değil mi?
- Baba inanmazsın, arkadaşlar stada girebilmek için dört saat önceden gittiler, dedi Ahmet. “Bakalım girebilecekler mi?” dedi ve devam etti Serdar Bey:
- Onlar saatlerce bekleyedursunlar, stada V.I.P kapısından girenler de yok mu ya! Elini kolunu sallayarak bir dakika bile beklemeden içeri girmek kim bilir nasıl bir zevktir?
- Zevk mi dedin Serdar Amca! Dünyada devlet dediğim, saltanat dediğin şey budur! dedi Enes. Serdar Bey gülümseyerek dedi ki:
- “Sen oruçluların Reyyân Kapısı’ndan Cennet’e girişlerini bir gör de… Saltanat dediğin neymiş Devlet nasıl bir şeymiş o zaman anlarsın evlat!”
| Print article | This entry was posted by admin on 13 Temmuz 2009 at 10:50, and is filed under taneler. Follow any responses to this post through RSS 2.0. Yorum veya kendi sitenizden geribildirim yapabilirsiniz. |
Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /home/mihenk/public_html/wp-content/plugins/all-in-one-seo-pack/aioseop.class.php:221) in /home/mihenk/public_html/wp-content/plugins/sayfa_sayac/sayfa_sayac.php on line 451


yaklaşık 8 ay önce
bunu bir derginin mizah sayfasında okumuştum… çok hoşuma gitmişti:) çok mükemmel ve ibretlik bir yazı… harun kırkılın genç dergisinde yazdığı yazıları sabırsızlıkla bekliyor ve zevkle okuyorum… yaşadığımız yerin böyle yazarlara Allah’ın izni ile ihtiyacı var…
yaklaşık 8 ay önce
yukarıdaki yorumu alında tarihten ibret almayanın sonu isimli yazıya yazmıştım bir karışıklık olmuş…