90-60-90

(1166 Kelimeydi; 1381 Kelime Oldu)
- “Burada kimseye şöhretine, parasına, puluna göre yer verilmez. Ancak boyuna bosuna göre yer verilir. Küçükse küçük olur, büyükse büyük! Başka türlüsü de olmaz ki!” deyip öfkeyle evine girdi.
- “Yine var beey?” dedi eşi Nuriye. “Ne oldu? Canını yine kimler sıktı?”
Canından bezmiş bir edayla Mahmut cevap verdi:
- Daha ne olsun! Yok Türkiye güzeliymiş! Gözde Mankenmiş! Hah!
- Böyle öfkeleneceğine nedir derdin bir söyleseydin bey!
- Hani geçen hafta kaza yapan manken vardı ya! Millet günlerdir ağlıyordu onun için.
- Eee…!
- Bir haftadır komadaydı ya! Bu gün ölmüş…
- Ah yazııık! Pek de gençti, daha yirmi beş bile değilmiş yaşı…
- Yaşı mı var bu işin yahu? Daha dün gömdüğüm çocuk altı aylık bile değildi!
- Şimdi de kızcağızın defnedilmesi senin himmetine mi kaldı?
- “He yaa! Buraya gömeceklermiş. Bu gün acanstan aradılar. Manken acansı mıymış neymiş. Ben dedim ki yeri hazır. Biz de her zaman hazır bir yer olur. “Yok Efendim öyle rast gele yer olur muymuş? Özel ve güzel olmalıymış!” Zart dediler zurt dediler.. Toprak aynı toprak olduktan sonra, yeri özel olsa n’olur, güzel olsa n’olur? Mevtâyı bekleyen börtü böcek de aynı olunca! Güzel yere gömünce, haşerât özel muâmele mi yapacak, yılanı, çıyanı görgülü mü olacak? Çürümüş mevtayı çatal-bıçakla mı yiyecekler ki? Böl-parçala-yut…
- Aman bey sende! Bilmez misin sosyete kısmı pek özen gösterir mezara. Ev gibi mezar yaptırır, taşına süsüne pek dikkat eder. Ee! Türkiye güzelini de rast gele gömmezler ya! Bak ne diyom heriif… Şöyle yol kenarında güzelce görünür bir yere gömüver de cümle âlem görsün onun da toprak olduğunu!
- Yok, arayacaklar zaten. Acansın sahibi baktı bana laf anlatamıyor, “İyi!” dedi. “Merhume Gözde Hanım’ın sevgilisi Kaya Bey sizi arasın o zaman… O da meramını anlatamazsa, birkaç adamını yollar, onlar sana, seninde anlayabileceğin bir dille anlatırlar.” dedi. Ben de:
- “Zahmet edip kimseyi yollamayın. Herkes getirilir zaten buraya!” dedim. “Hatta Kaya Bey’in bizzat kendisi de gelir bir gün. Buraya gelemeyenler, ya denizin dibinde ya da cesedi bir inşaatın temelinde kalır. Senin Kaya Ağabeyin gibi nice taş kafalı toprak oldu burada.” dedim. Herif bir bozuldu kiii! He hee, gık bile diyemedi namussuzum…
- Aman Efendi! Uğraşma elin arsızıyla. Bak o Kaya dedikleri, mafyacı adammış haa!
- “Ne olmuş mafyaysa! Biz de âhiret mafyasıyız hanım!” dedi Mezarcı Mahmut. Yer altı dünyasının babası, dayısı, ağabeyi, tekmil sülâlesi burada bizim elimizden geçer.
İşte böyle başladı bütün hadise. Mezarcı Mahmut, saf gönlü kötülükten yana tam bir fukara, ğıll ü ğıştan yana nasipsiz aklı günah nedir bilmez. Birazcık da meczup meşreplidir. Kaya Bey ise maşallah nerde ne yamuk iş varsa, kaçırmaz, doğruyu dürüstü hiç aklı almaz. Birazdan Kaya Bey telefonla arayıp meseleyi halledecek ve yarın ki cenaze merasimi muhatapların mâsûmiyet farklılıkları yüzünden tam bir komedi filmine dönecek.
Mezar yeri meselesinin halledilememesi yüzünden Kaya Bey deliye dönmüştür. Kendisine ait olan manken ajansının işletmecisine fırça atmaktadır:
- Ne demek ülen! Bir mezarcı parçasına laf anlatamadınız mı yani?
- Efendim adam manyak! “Burada kimseye özel muamele yapılmaz!” dedi tutturdu.
- Arayın şunu, adam gibi laf anlatın. En acılı günümde elimi kana bulatmasın şimdi!
- Anlamıyor efendim! Şey dedim…
- Sus! Daha konuşuyor musun sen? Seni manken ajansının başına geçiren de zaten kabahat. Arayın şu deliyi, ben görüşeceğim onunla…
“Buyurun efendim, çalıyor!” deyip ajans sahibi cep telefonunu Kaya Bey’e uzatır.
- Alooo! Oğlum Mahmut, deli etme ülen adamı! Merhume mankene yakışır güzel bir yer ayarlamanı istiyoruz senden, bak acılı günümüzdeyiz aslanım, üzme bizi!
- Kaya Bey! İnsanın bütün fiyakası bu dünyada geçer. Kabir âhiret kapısıdır. Orada nasılsa, burada da öyle olmalı. Hem “mankene yakışır da ne demek?” Plaja gömüverin o zaman! Merhûmenin kefeni Paris’ten mi geldi? Tahtakale’de bir cenâze levâzımatçısından alıverdiniz değil mi? Toprağın üstü farklı görünür; ama altı birdir Kaya Bey!
Telefonun öbür ucundaki Kaya Bey küplere binmişti. İçinden, “Ben kendimi manyak sanırdım! Bu adam benden de baskın çıktı!” dedi. Sonra da Mahmud’u tehdit ederek, gözünü korkutmayı denedi:
- Bırak vaaz vermeyi sen şimdi! Onu bunu bilmem ha! Benim sayısız vukuatım vardır; ama hesabını verdiğim vaki değildir bilesin.
- Benim de gömdüğüm adamın haddi hesabı yoktur; fakat hepsi, çayına attığı şekere kadar hesap vermiştir sen de bilesin!
- Akıllı ol! Gelmeyeyim oraya!
- Asıl sen akıllı ol! Bir gün zaten geleceksin buraya! Ama istersen şimdi bir gel de, senden önce ki “Var mı ülen bana yan bakan?” deyip ahkam kesenleri bir göstereyim sana! Kaya Bey, ben sana diyeceğimi dedim. Burada kimseye şanına, şöhretine göre yer verilmez. Boyuna bosuna göre yer verilir ancak.
Mezarcının son sözüyle şimdi aklına bir cinlik gelmişti Kaya Bey’in. Mahmut’u o cihetten ikna edebilirse, bu acılı gününde vukuat işlememiş olacaktı.
- Hah işte! Mahmut’um baştan desene sen şunu! Aslanım biz dedik ya sana merhûme mankendi diye…
- Ne olurmuş manken olmakla?
- Mahmut’um, insan, zekâsıyla, ruhuyla, karakteri, parasıyla, puluyla mı manken olur?
- Ne bileyim ben, nesiyle manken olur!
- Boyuyla, bosuyla, fiziğiyle manken olur. Para, pul, şan, şöhret sonradan gelir. Bunlar varsa zaten kimse de karakterine bakmaz kızın!
- Haaa! Siz diyorsunuz ki şimdi Gözde Hanım standart boyda değil…
- Tabii oğlum yaa! Standart hatun olsa zaten manken olamazdı kii!
- Yaw şunu şöyle desenize! Bak şimdi durum değişti. Başka bir yer ayarlarız tabi. Onu da sizin istediğiniz bir yere yapalım da iş tatlıya bağlansın bari.
- Yaşşa be Mahmut! Kral adamsın vesselam…
- Ölçüleri neydi Mahmut Bey?
- Ne ölçüsü oğlum?
- Merhûmenin ölçüleri efendi!
- Deli misin kardeşim sen? Ne yapacaksın kızın ölçülerini, neyine gerek senin?
- Standart değil dedin ya kardeşim! Yeni mezar için lazım…
Sevdiği kızı kaybetmiş olmanın verdiği acı, haber peşinde koşan basın mensuplarının yoğun ilgisi, son olarak da mezarcı krizi, Kaya Bey’in aklını fikrini alt-üst eder:
- Hasbünallah üleyn! Oldu olacak! Yaz bakalım hadi: 90-60-90
- ….!? 90-60-90 mı?
- Aahh aah! Ne sandın ya Mahmut’um! Gitti fidan gibi kız!
Görüşme burada kesilir. Muhtemelen Kaya Bey’in cep telefonunun şarjı biter. Mahmut “Yaw öyle hatun da olur muymuş?” deyip fesuphânallah’lar, estağfirullah’lar çeke çeke evine gider. Aklı havsalası almaz ölçüyü. Olan biteni anlatır Nuriye’ye…
- Trafik kazası bu bey! Olmaz mı ya! Oluuur…
- Gömdüğü birkaç ölüden, televizyondaki filmlerden konuşurlar bir müddet. “Allah taksirâtını affetsin!” derler ve gider Mahmut mezar kazmaya… Şöyle güzel bir yolun kenarında, elif gibi bir selvinin hemen dibine kazıverir mezarı. Alışık da olunca hiç zorlanmaz, akşam olmadan biter işi.
Sabah olur. Cenaze alayı gelir. Tabut konur kabrin yanı başına, ama kabri görenlerin yüzünde garip bir ifade. Mezara bakanlar şaşkın şaşkın başka bir mezar daha ararlar.
Tabutun kapağı açılınca şaşırma sırası Mahmut’tadır:
- …!? Bismillâhirrahmânirrahiiim!.. Bu ne yaav!
- Ülen Mahmut kudurtma insanı! Mezar nerde? Burada bir bebek mezarı var sadece!
- İyi de sen bana 90 dedin abiii. Bu kızın da maşallah iki metre boyu var ya hu!
Cenaze alayında ünlü komedyenlerden biri de vardır. Daha fazla tutamaz kendini. Gülme krizi tutar, güneş gözlüğüyle gizlese de, gözlerinden gelen yaşı saklayamaz, kahkaha atmamak için kendini zapt etmeye çalışır; ama nafile! Kaya Bey’in yakınlarından biri der ki:
- Abi yoksa sen, mezarcıya 90-60-90 diye mi verdin ölçüyü?
Kaya Bey’i tutana aşk olsun:
- Ulan manyak! Ben sana boyu 90 cm. mi dedim? Öyle mankeni nerde gördün sen?
- Ben de olmaz dedim önce! Bizim hanım dedi ki, “Merhûme trafik kazasından gitti.” “Kurtlar Vadisi’ndeki Elif’de öyle oldu Bey! Bacaklarını kestiler yazık kızın.” dedi.
Benim de bir hoş oldu içim. Bir üzüldüm ki sorma! Üzmeyeyim diyerek de aramadım artık sizi. Her ihtimale karşı da boyunu 110 kazdım. Ama o bile yetmez abi!
Küplere binen Kaya Bey, rezalete dönen cenaze merasimini kurtarmak için hemen adamlarına emreder. 110-60-90’lık mezar 200-100-150 ölçülerine göre genişletilir. Nasıl olsa Kaya Bey’in adamları da alışıktır mezar kazmaya. Yarım saate kalmaz, defin işi tamamlanır.
Tam imam efendi fatihayı çeker ki mezarlığın yanındaki yoldan geçen bir otomobilde İsmail YK’nın pek tanınan bir şarkısı çalmaktadır:
“Doksan atmış doksan vücudum var, Doya doya bitmez tadım var. Kendime arkadaş arıyorum…”
Şarkının münasebetsiz bir anda araya girivermesi, sinirleri iyice gerilen insanlarda bir anlık gülümsemeye sebep olduysa da Mezarcı Mahmut morallerini sıfırlamakta gecikmez:
- Ha haa! Say bakalım kaç tane arkadaşın varmış? Sen ceset oldun artık bu gün, senin tadınla kabirdeki yeni arkadaşların doyacak bundan gayrı… Valla cemaat sizler de bakın azıcık ders alın! Siparişle kendinize kabir hazırlatacağınıza, kendinizi kabre hazırlayın. Renkli, parlak taşlarla süslü mezarlar yaptırarak, boşuna ölümü güzelleştirmeye çalışmayın. Ölümü güzelleştirmek, hayatı güzel yaşamakla mümkün olur! Siz ölümden değil, yaşadığınız hayattan korkuyorsunuz!
Kaya Bey belindeki silaha davranır ama bir kere daha yanındakiler mani olur.
Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /home/mihenk/public_html/wp-content/plugins/all-in-one-seo-pack/aioseop.class.php:221) in /home/mihenk/public_html/wp-content/plugins/sayfa_sayac/sayfa_sayac.php on line 451



yaklaşık 8 ay önce
Bir mezarcının hayatta veridği mesajı anlayamıyorsak taş(kaya bey) ızdır zaten. Hepimiz mezarcayız. eline sağlık.