Gençler Onunla İslamı Sevdi

Ekranların mütebessim simalı din adamı Nihat Hatiboğlu:“Resulullah tanındıkça hasta ruhlu insan kalmayacak”
Mütebessim siması, ihlâslı sohbetleriyle halkın gönlünde taht kuran, özellikle gençlere dinimizi sevdiren Nihat Hatiboğlu onu bu günlere getiren çocukluk yıllarını, talebelik zamanlarını, televizyon programlarını ve ailesini Mihmandar’a anlattı.
Daha çok televizyon ve radyo programlarından tanıdığımız Nihat Hatiboğlu, din adamlarının magazin malzemesi olarak “kullanıldığı” günümüzde, mütebessim siması, ihlâslı sohbetleri, derin ilmiyle bir din adamının nasıl olması, nasıl davranması gerektiğini lisan-ı haliyle çok güzel anlatıyor. Gençlerin bir “mihmandar” olarak örnek aldıkları Hatiboğlu sırf ilahiyat fakültesine girebilmek için iki lise bitirmeyi göze alabilmiş ve 1975 yılında hem Uşak İmam Hatip Lisesi’ni hem de Uşak Lisesi’ni bitirmiş. 1981 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni tamamlayarak, aynı fakültede Hadis Anabilim Dalı’nda Kur’an’ı Kerim’in anlaşılmasında hadislerin rolü çalışmasıyla doktor, 2000 yılında da doçent olmuş. 1985-1987 yılında Mısır’da iki yıl Arapça eğitimi görmüş, imam hatip ve Kur’an kursları müdürlüğü yapmış. Şu anda Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’nda Din İşleri Uzmanı olarak görev yapıyor. Üç evladından en büyüğü tıp fakültesine, en küçüğü ise ilkokul dördüncü sınıfa gidiyor.
Sizi tam anlamıyla tanıyabilmek için önce Haydar Hatiboğlu’nu tanımak gerekiyor galiba.Doğru. Haydar Hatiboğlu babam olmasının ötesinde Resulullah’ı nasıl sevmemiz gerektiğini evde hareketleriyle bize anlatan bir insandı. Hayatı boyunca Resulullah yanındaymış gibi hareket etti. Mesela, biz sofrada su içiyoruz babamın gözlerinden ise yaşlar akıyor. Biliyoruz ki; o anda babam Resulullah’ı düşünüyor. Hayatı boyunca hiçbir gece teheccüdü kaçırmamış. O seccade hiçbir gece kapalı kalmamış. Seccadede alnını koyduğu yerin ıslak olduğunu sabahları babam söylemiyordu ama biz görüyorduk. Yıllarca Siirt, Uşak, İzmir Müftülükleri’nde görev yaptı. İbn-i Mace’yi şerhetti on cilt halinde. Babam İbn-i Mace çevirisini bitirdiği akşam hüngür hüngür ağlamaya başladı. Biz şaşırdık anneme sorduk: “Anne babam neden mutlu olacağı yerde ağlıyor?” Annemin babamdan aldığı cevap şu: “Ben bu çeviriyi yaparken her gece rüyamda peygamber efendimizi görüyordum. Bunun değişmesini istemiyorum.” Babama hangi işle uğraşacağımı sorduğumda bana, “Oğlum gelecekte hadisler inkâr edilecek ve ‘sadece Kuran yeter’ diye Hz. Muhammed dışlanacak. Sen hadis üzerine çalışmalısın” diye nasihat etmişti. Hayatında Resulullah’ı merkeze almış insanlarla ilişkilerinden hiç taviz vermedi. Şu anda da Hz. Osman’ın ayakucunda Cennet-ül Baki’de metfundur.
Babanızın bu duruşu çocukluğunuzda, çocukluğunuzu yaşarken, oynadığınız oyunlarda size bir engel olarak yansıdı mı? Hayır, böyle bir durum yaşamadım. Benim iki dedem de müftüydü. Onlar da beni hiç ezmediler. Hep toplum tarafından saygı gördük. Bazı taşkınlıklar yapacağımız zamanlarda, bu bilinç bizi olumlu yönde etkilemiştir. Annem de tam bir Osmanlı hanımıdır. Annemle biz altlı üstlü oturuyoruz. Her sabah namazında, “Acaba uyuyorlar mı” diye beni mutlaka arar, namaza kaldırır.
Çocukluğunuzdaki oyunlarınızdan bahseder misiniz?Mesela çelik çomak oynuyorduk. Elimizdeki misket çukura girince “Allahumme salli ala Muhammed” diyorduk. Adı çocuk kalmış büyük oyunlarıydı sanki bunlar. Çocukluğumu Uşak’ta geçirdim. Boksta ve bilgi yarışmalarında derecelerim oldu. Ama benim o zamanki talebim ilahiyattan yana olduğu için iki lise bitirmek zorunda kaldım. Mütevazı bir çocukluk geçirdim. Bana karşı yapılan haksızlıkları görmezden geldim. Büyürken de kimseyle kavga etmez herkesle çok iyi geçinirdim.
Etkilendiğiniz hocalarınızı anlatır mısınız?Bizim Siirt’te Rabia Hocamız vardı. İki gözü âmâydı. Kur’an hocamızdı. Ve yine gözleri âmâ Şükrü Hocamız vardı. Biz Kur’an-ı Kerim okurken Rabia Hocamız bizim sınıf içinde nerede ne yaptığımızı görür gibi uyarır ve öyle konuşurdu. O Kur’an aşığı hocamı hiç unutamıyorum. Ezher Camii imamı bizim Türkleri de çok seven İsmail Hocam vardı. Kendisi profesördü. Bende izleri olan hocalarımdandır.
İmam hatip ve Kur’an kurslarında idareci olarak görev yaptığınız yıllarda mütebessim bir simaya sahip olmanızın suiistimale uğramak gibi farklı bir etkisi oldu mu? İnsanlar sizi iyi tanıdığı zaman huyunuzu öğreniyor ve ona göre davranıyor. Ben yumuşak bir insanım ama aynı zamanda değişmez değerlerim de vardır. “Şu iş mutlaka yapılmalı” dediğim zaman onun yapılmasını isterim. Bana göre görev bir emanettir. Müslümanlar hayatları boyunca darbe görmemiştir Uhud hariç. Orada da verilen söze itaatsizlik olduğu için Resulullah’ın emri, iyi niyet olsa bile terk edildiği için darbe etkisi oluyor. Orada bir hata çok sahabeye mal oldu. Bence işini yapması gerektiği gibi yapmayan kişi görevinden alınmalıdır. Bu onun için de iyiliktir. Bir program yapıyorsam reklâmından tutun da yönetmenine kadar kurcalarım. Bunu yaparken de tebessüm ederek yaparım.
Genelde dini konularda sert bir bakış açısının olduğu biliniyor. Sizin tebessüm ederek yaptığınız konuşmalar etkili oluyor. Bu kadar mütebessim olmayı nasıl başarıyorsunuz?Ben sahabe hayatlarını anlatırken kameraları veya canlı yayını unutuyor sanki kendi kendime anlatıyor gibi hissediyorum. Bir Mus’ab örneğini anlatırken gözlerimden yaşlar akıyor. Yönetmenimden özellikle rica ediyorum ki bu görüntüleri net çekmesin diye. Gözlerimden yaş akıyor ama yüzüm yine de gülüyor çünkü o yüce insanlardan bahsediyorum. Ben anlatırken Resulullah dinliyormuş gibi anlatmaya çalışıyorum. Böylece halk da alacağını alır, sözünüzün de tesiri olur. Anlatırken bir mahcubiyet olmalı çünkü biz ne kadar anlatmaya çalışsak da gerçek olanı ifade edemeyiz. Hayatımda en mutlu olduğum zaman Resulullah’ı anlattığım zamanlardır. Bir insan minnet için menfaat için eğilip büzülmemeli ama bir gariban için fakir için eğilmelidir. İnsan dik duracağı yeri de eğilmesi gereken yeri de iyi bilmelidir.
Radyo programlarına nasıl başladınız? Medya ile iletişiminiz nasıl başladı?Benim ilk radyo programım Ankara’da başladı. Soru cevap şeklinde bir beyefendi ile beraber yapıyorduk.1994’te İslam’ın Güzellikleri diye bir program yapmaya başladım. İlk acemiliklerimi şimdi dinlediğimde görebiliyorum ama çizgimin aynı kaldığını görmek beni mutlu ediyor. Ankara’da etkili olan iki radyoda çalışmaya başladım. Daha sonra Ankara’da bir TV’de sonra Flash TV ve şimdi de Star TV’de Dosta Doğru adında bir program yapıyorum.
Alışılanın aksine İslam’ı korkutucu yanlarıyla değil de hep güzellikleriyle, şefkat yönüyle anlatıyorsunuz ve bunu son derece etkili bir şekilde yansıtıyorsunuz insanlara. Nedir bunun sırrı?
Biz kendi insanımıza Resulullah’ı öğretmek zorundayız. Bu kimseyi rahatsız etmemeli. Çünkü bizim Peygamberimiz şefkat ve rahmet peygamberidir. Resulullah tanındıkça toplumumuzda her haber saati izlediğimiz hasta ruhlu insanlar kaybolacaktır. İçinde bulunduğum televizyonun haber müdürü bana, “Hocam herkes cehennemi anlatıyor diye şikâyette bulundu. Hâlbuki Allah’ın rahmet ifade eden esması azap ifade edenlerden çok fazladır. İmam Şafii Hazretleri son anında çok ağlıyor ve soruyorlar, “Neden ağlıyorsunuz hocam” diye. Diyor ki, “Ben bugün günahlarımı tarttım baktım günahlarım çok ağır sevaplarıma göre. Ama bir ümidim var. En daraldığım yerde Allah’ın rahmetini terazinin diğer kefesine koydum. Gördüm ki Allah’ın rahmeti benim günahlarımdan daha çoktur.” Durum böyle iken insanlara Allah’ın rahmetini anlatmalıyız. Bunu onlara çok görmememiz gerekir.
Abdullah ARIDORU
MORAL DÜNYASI DERGİSİ


